|
BİLGİ VERMEMEYE ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASI
SORU: Biz perakende ve daha çok internet aracılığı ile
iş yapan bir ticari işletmeyiz. Bağlı bulunduğumuz vergi
dairesi bizden devamlı olarak aylık işlemlerimizle
ilgili bilgi istiyor. Bu bilgilerin bazen zamanında
ilgili vergi dairesine istedikleri şekilde ulaştırılması
mümkün olmuyor. Ancak bu gibi durumlarda hakkımızda özel
usulsüzlük cezası kesiyorlar. Bu cezalar artık maddi
açıdan bizi olumsuz etkiliyor.
YANIT: Vergi Usul Kanunu'nun 148.maddesi uyarınca temel
ilke olarak "Kamu idare ve müesseseleri ile mükellefler
veya mükelleflerle muamelede bulunan gerçek ve tüzel
kişiler, Maliye Bakanlığı'nın veya vergi incelemesi
yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri
vermeye mecburdurlar.
Bu bağlamda aynı kanunun 256 ve 257.maddeleri uyarınca
da Maliye Bakanlığı mükelleflerden bilgi
isteyebilmektedir.
Vergi idaresinin Vergi Usul Kanunu'nun kendisine
tanıdığı mükellef ve mükelleflerle ilişkide bulunanlar
üzerindeki yetkilerini kullanabilmesi ancak bu
yetkilerin müeyyideye bağlanması ile mümkündür. Vergi
idaresine tanınan bu yetkiler genel olarak bilgi verme,
defter ve belgelerin ibrazı, denetim ve incelemeler
yardım şeklindedir.
İdarenin bu yetkilerine uyulmaması fiili Vergi Usul
Kanunu'nun mükerrer 355.maddesinde "Bilgi vermekten
çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257.madde hükmüne
uymayanlar için ceza" başlığı altında hükme bağlanmış
bulunmaktadır.
Sözü edilen yasa maddesine göre işlem yapılabilmesi için
bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili
olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için
tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya
yanıltıcı bilgi verilmesi halinde sözü edilen ceza
hükümlerinin uygulanacağı hususunun ilgililere yazılı
olarak bildirilmesi gerekmektedir.
Özel usulsüzlük cezasının kesilmesine rağmen bilgi
vermeyenlere yeniden süre verilerek bilgi vermeleri
istenenlere bu süre içerisinde bilgi vermemeleri halinde
ceza iki kat olarak uygulanır.
İdarece istenen bilgiler bazı hallerde periyodik olarak
verilmek zorundadır. Böyle bir durumda söz konusu
bilgilerin süresi içerisinde idareye ulaştırılması
zorunlu olmaktadır.
Sözü edilen bilgilerin süresi içerisinde gönderilmesi
mümkün olmuyorsa bu takdirde idareye başvurarak söz
konusu bilgilerin kendilerine verilebilmesi için ek süre
istenmesi de mümkün bulunmaktadır. Bu bağlamda sizden
istenen bilgilerin neler olduğu konusunda bilgimiz
olmadığından bu konuda ayrıntılı bir açıklama
yapamıyoruz. (V. Seviğ)
YÜKSEK GİRDİLİ KDV'NİN İADESİ
SORU: Ülkemizde ekmek ve fırıncılık sektöründe yaşanan
sorunlar gün geçtikçe artmaktadır. Bizim ürünlerimizin
teslimi düşük oranlı katma değer vergisine tabiidir.
Şimdi elektrik de zamlanıyor. Bizim yüksek katma değer
vergili girdilerimiz için ödediğimiz katma değer
vergisinin 11.600 YTL'sini geri alamıyoruz. Bu miktar
bizim üzerimizde kalıyor.
YANIT: 2006/10379 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca
2006 yılında indirimli orana tabi teslim ve hizmetler
dolayısıyla yüklenilen katma değer 10.000 YTL'yi aşan
kısmının yıl içinde mahsup edilmesi öngörülmüştür. Bu
bağlamda Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen 10.000
YTL her yıl yeniden değerleme oranında arttırılmaktadır.
Söz konusu miktar 2008 yılı için 11.600 YTL olmuştur.
Sözü edilen kararname ile aylık mahsup sisteminden
yıllık nakit iade sistemine geçilmiştir. Bu bağlamda da
iade edilecek katma değer vergisi tutarı 2008 yılında
11.600 YTL'yi aşan kısım ödenecek katma değer
vergisinden mahsup edilebilecek, bu bağlamda da mahsuben
iade edilecek katma değer vergisi tutarının çıktığı
dönemden itibaren yıl sonuna kadar takip eden
dönemlerdeki iade edilecek katma değer vergisi tutarı
olarak işlem görmektedir. (V. Seviğ)
YARGI KARARLARINDA
KANUNİ TEMSİLCİLERİN ÖDEVLERİ
Danıştay 9. Dairesi E.2005/1063 K.2006/1242 T.12.4.2006
X Anonim Şirketinin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili
amacıyla bu şirketin kanuni temsilcisi olduğu belirtilen
davacı şirket adına VUK'un 10. ve 6183 sayılı Kanunun
mükerrer 35. maddeleri uyarınca ödeme emirleri
düzenlenmişse de; VUK'un 10. maddesinde, tüzel kişilerin
mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara
düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine
getirileceği ve kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine
getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya sorumluların
varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna
bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin
varlıklarından alınacağı, Türk Ticaret Kanununun 317.
maddesinde de, anonim şirketlerin, idare meclisi
tarafından idare ve temsil olunacağı hükme bağlanmış
olup, bu hükümler uyarınca, tüzel kişiliğe sahip
şirketlerin ödenmeyen veya bu şirketten tahsili
olanaksız hale gelen amme alacaklarının tüzel kişiliği
temsil edenlerin mal varlığından alınacak olması, tüzel
kişiliğe sahip şirketleri idare ve temsile selahiyet
yetkisinin tüzel kişiliğin gerçek kişilerine ait
olacağının açık olması, TTK'nun 323.maddesinde, idare
meclisinin şirketi temsile selahiyetli kimseleri, tescil
edilmek üzere ticaret siciline bildirmek zorunda
olduğunun belirtilmiş olması ve bu hükümlere göre, bir
anonim şirketin vergi borcundan dolayı şirkete ortak
olan başka bir tüzel kişiliğin VUK'nun 10.maddesi
uyarınca sorumlu tutulup, 6183 sayılı Kanun hükümlerince
adına ödeme emri düzenlenerek takip edilmesinin mümkün
olmaması sebepleriyle, davacı şirketin diğer bir
şirketin kanuni temsilcisi olması söz konusu
olamayacağından, düzenlenen ödeme emrinde yasal isabet
yoktur.
Danıştay 4. Dairesi E.2000/1332 K.2001/1288 T.5.4.2001
Y Limited Şirketinin vadesinde ödenmeyen vergi
borçlarının tahsili amacıyla şirket müdürü olan davacı
adına VUK'un 10. maddesi uyarınca ödeme emri
düzenlenmişse de; bu maddeye göre tüzel kişilerden
tahsil edilemeyen vergi alacakları dolayısıyla kanuni
temsilcilerin sorumlu tutulup takibat yapılabilmesi
için, amme alacağının tüzel kişilerin varlığından
tamamen veya kısmen alınamadığının açıkça ve yasal
prosedür uygulanmak suretiyle kesin olarak ortaya
konması gerekirken, olayda, ödeme emrine konu vergi
borçlarının sözü edilen şirket tarafından beyan edilen,
ödenmeyen ve yargı kararıyla kesinleşen alacaklardan
olmasının bu alacakların şirketten tahsil olanağı
kalmadığı hususunun ortaya konulmasına engel olmaması ve
dosyada bulunan belgelerden şirket hakkında icrai takibe
başlanıldığı, ödeme emri ve haciz varakalarının
düzenlendiği, bu işlemlerin sonunda şirketin herhangi
bir mal varlığına rastlanılmadığı ya da haczedilen
malların paraya çevrilmesine karşın borcu karşılamaya
yeterli olmadığı konusunda bir bilginin yer almaması
sebepleriyle, vergi borcunun şirketten tahsil olanağı
kalmadığı açık ve kesin olarak ortaya konulmadan kanuni
temsilci adına düzenlenen ödeme emrinde yasal isabet
yoktur.
Danıştay 7.Dairesi E.1999/905 K.1999/3471 T.26.10.1999
Davacı, şirketin motorlu taşıtlar vergi borcu nedeniyle
adına düzenlenen ödeme emrinin, şirketteki hisse
oranının % 5 olmasından bahisle iptalini istese de; 213
sayılı Vergi Usul Kanunun 10. maddesinde kanuni
temsilcilerin sorumluluğu konusunda hisse itibariyle
herhangi bir ayırım yapılmamış olması ve kanuni
temsilcinin sorumluluğunun şirketteki hissesi ile
sınırlı olmamasından dolayı, düzenlenen ödeme emri
yasaya uygundur.
ÖZELGELERDE ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ ALACAKLAR
1. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 2.3.2007 tarih ve
660 sayılı özelgesi;
"VUK'nun 323. maddesi düzenlemesi gereğince, şüpheli
alacak karşılığı ayrılmasında temel unsur, ticari ve
zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile
ilgili olan bir alacağın tahsilinin şüpheli hale geldiği
yılın değerleme gününde karşılık ayrılabilecektir.Bu
sebeple, vadesi gelmeyen alacak şüpheli alacak olarak
değerlendirilmez. Ayrıca, alacağın şüpheli hale geldiği
yılda karşılık ayırmayan mükellefler daha sonraki
yıllarda söz konusu alacak için karşılık ayıramazlar."
2. Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'nın
24.3.2008 tarih ve 8064 sayılı özelgesi;
"İflas masasınca yapılan borç ödemeleri için yapılan
taksimin sonunda alacaklıların alacaklarının tamamının
ödenememesi halinde, icra müdürünce ödenmeyen bu
tutarlar için alacaklılara ‘aciz belgesi' verilir. Aciz
belgesinin verilmesi burada alacağı sona erdirmemekte
bilakis, söz konusu alacak borçluya karşı
kuvvetlendirilmiş biçimde mevcut olmaya devam
etmektedir. VUK'un 322. maddesi kapsamında değersiz
alacaklarda ise, alacağın kazai yani bir mahkeme
kararına göre veya kanaat verici bir belgeye göre
tahsiline imkan kalmaması hali söz konusudur. Bu hüküm
ve açıklamalar gereğince, bir alacağın aciz vesikasına
veya aynı mahiyette başka bir belgeye bağlanması
halinde, son bulan bir alacaktan veya tahsili imkansız
hale gelen bir alacaktan söz edilemeyeceği için, söz
konusu belgelere istinaden ilgili alacağın değersiz
alacak olarak doğrudan zarar yazılması mümkün değildir."
3. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 11.2.2008 tarih ve
1017 sayılı özelgesi;
"Bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilebilmesi
için söz konusu alacağın ciddi olarak takip edildiğinin
yargıdan veya icra makamlarından alınacak belgelerle
tevsiki gerekir. Mesela, alacağın dava ve icra takibi
aşamasında olması söz konusu alacağın şüpheli hale
geldiğini göstermez. Böyle bir alacak için karşılık
ayrılabilmesi için davasının mahkemede görülmekte olması
veya icraya intikal etmiş bir ihtilaf söz konusu ise
ödeme emrine bağlanmış olması gerekir. Bazı durumlarda
ise, alacağın tahsili için yapılacak masraflar (avukat
ücreti, noter veya mahkeme masrafı vs.) söz konusu
alacak tutarı kadar veya daha fazla olabilmektedir.
Böyle durumlarda da söz konusu alacak için de karşılık
ayrılması mümkündür. Ancak bu şekilde karşılık ayrılacak
alacaklarda tahsil edilmemiş küçük alacakların her bir
müşteri itibariyle topluca dikkate alınması gerekir."
4. Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 13.2.2007 tarih
ve 32 sayılı özelgesi;
"Mal satım bedeli olarak alınan sonrada bayisi olunan
şirkete cari hesapların karşılığı olarak ciro edilen
çeklerin, asıl borçlusu firmanın ödeme kabiliyetini
yitirmesi sebebiyle karşılıksız çıkması sebebiyle, ciro
eden şirket tarafından çek bedelleri ödenmiştir. Bununla
beraber, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi
gereğince bayisi olunan şirket tarafından asıl borçlu
şirket aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Böyle bir
durumda, bayi olan şirketin aktifinde bulunan söz konusu
alacak için, bayisi olunan firma tarafından asıl borçlu
şirket aleyhine başlatılan icra takibine konu dosyanın,
alacak ve temlik haklarının tüm vecibeleriyle birlikte
şirkete devredilmesi şartıyla, icra safhasında bulunan
alacağa, VUK'nun 323. maddesine göre şüpheli ticari
alacak karşılığı ayrılması mümkündür."
5. Ankara Valiliği İl Defterdarlığı'nın 1.9.2005 tarih
ve B.07.4.DEF.0.06.14/32323 sayılı özelgesi;
"Bir alacağın şüpheli alacak niteliği kazanabilmesi için
alacakla ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame
ettirilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bir
şirketin, ticaretini yapacağı veya üreteceği mal veya
hizmetin maliyetiyle ilgili olmayan alacaklarının
tahsili icra aşamasına gelse bile şüpheli alacak olarak
değerlendirilmesi ve karşılık ayrılması mümkün değildir.
Diğer bir ifade ile ticari ve zirai kazançta tahakkuk
esasının geçerli olması nedeniyle ancak daha önce
hasılat kaydedilen bir alacağın şüpheli alacak
niteliğini kazanması mümkündür. Yani, bu şekilde hasılat
kaydedilip üzerinden vergi ödenen (kurumlar vergisi)
alacak, vergilendirildikten sonra tahsil edilemezse
şüpheli alacak haline gelir. Bu sebeplerle, genel kredi
sözleşmesi kapsamında kefili olunan şirketin bankaya
olan borcunu ödeyememesi nedeniyle, borca karşılık
ipotek olarak verilen ve şirket aktifinde kayıtlı
gayrimenkulün icra yoluyla satılması nedeniyle, kefil
olunan şirketten rücu yoluyla tahsili için icraya
müracaat edilen tutar için VUK'nun 323. maddesine göre
şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün değildir."
6. Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 2006 tarih ve 45
sayılı özelgesi;
"Kamu idare ve müesseselerinden tahsil edilemeyen
alacaklar için karşılık ayrılması söz konusu olamaz."
SÖZÜN ÖZÜ
Bir insanı cevapları ile değil de soruları ile
yargılayınız
Voltaire
Veysi
Seviğ - Bumin Doğrusöz
25.06.2008 |