VERGİ KAÇIRMA MARİFETLERİ
Türkiye’de vergi kaçırmanın sanat ve beceriye bağlı
değil, kaçırmamanın enayilik olduğu yaygın bir kanaat
olan fikir her zaman birincil ve bilinen bir konu olarak
hafızalarda diri tutulmaktadır.
Türkiye’de alış veriş yapan hemen herkes istisnasız, mal
–alım satımında fiş almamazlık yapmaktadır. Satıcı fiş
vermediğinde, fişini istemek alışkanlık halini almaya
başlamıştı ki, vergi iade sistemi kısmen kaldırıldı.
Kimse aldığı malın veya hizmetin karşılığı olan belgeyi
çoğu zaman almamakta ve devlet vergi kaybına neden
olduğu gibi, alıcı da hizmet veya mal kusurlarında hak
arama delilini de kaybetmektedir.
Türkiye’de vergi tabana yayılmadığı için, vergi
oranlarının yüksekliğinden sürekli şikâyet edilmektedir.
Verginin tabana yayılması için, mal ve hizmet
alımlarının mutlak surette belgelenmesi zorunluluğu
bulunmaktadır. Bunu yapacak kişilerin başında elbette ki
tüketiciler gelmektedir. Tüketici bilinçli bir şekilde
tükettiği malın veya aldığı hizmetin karşılığı olan
belgesini aldığı taktirde, ülkede yaşayan ve tüketim
aşamasında bulunan herkes ülke ekonomisinin iyiye
gitmesi yönünde katkı koymuş olur.
Adana’da, Vergi Daireleri Başkanı Fatih Acar tek başına
elbette ki vergi iyileştirilmesi yönünde bir şeyleri
başarabilir ama her şeyi başaramaz. Bunun oluşması için
tabandan tavana herkesin katkı koyması kaçınılmazdır.
Bir bürokrat yapığı doğru işte yalnız bırakılırsa
başarıyı yakalaması güç ve imkânsızdır. Öncelikle
bürokratın tabandan destek alması ve üst kademeden de
yetkili kılınması gerekmektedir. Ülkenin borç
sarmalından kurtarılması, memleketin gelir düzeyinin
yükselmesi, verginin tabana yayılmasına katkı sağlayıp,
vergi oranlarının düşürülmesinin gerçekleşmesi ile
mümkündür.
O halde kimse bu işi sadece vergi daireleri başkanı
Fatih Acar’dan beklememelidir. Her birey Fatih Acar’a
ülke ekonomisine katkı sağlayan çalışmalarında yardımcı
ve destekçi olmalıdır.
AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞI
Türkiye’de akaryakıt kaçakçılığının önüne geçilmek
istenmesine rağmen, yasalardaki boşluklar kaçak mazot
yakalatanların yollarına devam etmesine izin
vermektedir.
Oysaki akaryakıt kaçakçılığında alınacak önlemlerden
biri de Orman kaçakçılığında uygulanan sistemin
aynısının burada da hayata geçirilmesidir.
Orman kaçakçılığında yakalananların araç ve ellerindeki
orman emteasına el konulmakta ve aracını almak isteyen
kaçakçılıkta kullandığı araç bedelinin üstünde bir
cezayı ödemesi durumunda bırakılmaktadır.
Akaryakıt kaçakçılığında ise, araçta bulunan emteanın
bir-kaç gün içinde evraklarının getirilmesi ile serbest
bırakılması söz konusudur. O birkaç günlük süreç
içerisinde evrak temin etmek Türkiye şartlarında
imkânsız değildir.
Belgeyi bulan, aracını da, araç içerisindeki emteasını
da alır gider, istediği gibi satar veya kullanır.
Hâlbuki evraksız her türlü Akaryakıt sevkıyatının kaçak
olarak işlem göreceği ve elindeki ürünle araca, belgesiz
taşımadan dolayı, kaçak muamelesi işlemi yapılacağı ve
bunlara el konulacağı hükmü yasalaştırılmış olsa,
belgesiz veya kaçak akaryakıt satışının en aza
indirilmesi sağlanmış olacaktır.
AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı takındıkları tavırları
zaman zaman çifte standartlık olarak yorumlayan bir
ülkenin kendi vatandaşlarının yaptıkları işlemler
arasında farklı uygulamalara gitmesi de çifte
standartlık değil midir? Orman işletmesinin ele
geçirdiği belgesiz yükler kaçak muamelesi görürken ve
elindeki ekipmana el konulurken aynı işlem akaryakıt
işletmeciliğinde birkaç gün içerisinde belge göstermekle
yasallaştırılmakta ve serbest bırakılmaktadır.
Millet ve Devlet bir biri ile ayrım yaşamayan yasala ile
barışık duruma getirilmelidir. Vatandaşlar arasındaki
uygulamalarda var olan farklılıklar bertaraf
edilmelidir.